|
UNUTULAN VATAN; DOĞU TÜRKİSTAN
(AKİT-11 AĞUSTOS 2001)
20. Yüzyıl'da dünyanın dört bir yanında savaşlar,
iç kargaşalar,, toplu katliamlar, terörün her türlüsü
insanlığa dehşet saçtı. Dünya tarihinde ilk kez, savaşlarda
bu kadar çok sivil insan hedef alınarak öldürüldü. Hemen
hemen her kıtanın bir veya birkaç köşesinde dinmeyen
bir zulüm ve kargaşa ortamı oluştu. Dünyayı böylesine
kana bulayan, insanlara zulmün her türlüsünü yaşatan
neden ise, 19. yüzyılın köhne ve ilkel bilimsel metodlara
sahip zihinlerinin ürettiği ideojilerdi.
Dünyaya vahşet saçan ideojilerin baçında ise komünizm
gelmekteydi. Karl Marx ve Friedrivh Engels isimli iki
Alman'ın ürettikleri bu ideolojinin, Lenin, Stalin ve
Trotsky gibi kişiler tarafından uygulanmaya konmasıyla,
dünya tarihinin en büyük kıyımları ve katliamları gerçekleştirilmeye
başlandı... Bu ideolojinin Rusya'dan sonra Doğu Avrupa,
Çin, Hindiçini, Latin Amerika gibi coğrafyalara sıçramasıyla,
zulmün çapı daha da büyüdü. Ve bu ideoloji ardında milyonlarca
ölü bıraktı. Her ne kadar kesin rakamlara ulaşılması
mümkün değilse de, komünizmin dünyaya getirdiği ölü
sayısı yaklaşık olarak 100 milyondur; Rusya'da 20 milyon,
Çin'de 65 milyon, Vietnam'da 1 milyon, Kuzey Kore'de
2 milyon, Kamboçya'da 2 milyon, Doğu Avrupa'da 1 milyon,
Latin Amerika'da 150 bin, Afrika'da 1.7 milyon, Afganistan'da
1.5 milyon ve uluslararası komünist hareketin ve iktidarda
olmayan komünist partilerin neden olduğu 10.000 civarında
ölü. Her ne kadar Sovyet Birliği'nin dağılmasıyla komünizmin
siyasi bir rejim olarak çöktüğü kabul edilse de, komünist
ideoloji ve uygulamaları hala devam etmektedir. Hala
Kızılordu zihniyetinin hakim olduğu Rusya'nın Çeçenistan'da,
Çin'in ise Doğu Türkistan'da yürüttüğü uygulamalar bunun
en önemli göstergelerindendir. Bugün Doğu Türkistan'da
yaşayan Müslüman Türkler Mao'nun Kızıl Çin'inde yaşananların
tekrarını yaşamaktadırlar. Gençler sebepsiz yere tutuklanmakta,
rejime karşı oldukları iddiası ile idama mahkum edilerek
kurşuna dizilmekte, Müslümanın ibadetlerini topluca
yapmaları engellenmekte, kazançları acımasız vergilerle
ellerinden alınmakta, halk açlık tehlikesiyle ölümün
eşiğinde yaşamakta, yanıbaşlarında yapılan nükleer denemelerle
ölümcül hastalıklara yakalanmaktadır. Batılı ülkeler
ise, Çin tarafından tüm dünya ile irtibatı özellikle
kesilen bu topraklardaki insan hakları ihlallerini her
zamanki gibi görmezdelikten ve duymazlıktan gelmektedir.
Müslüman Türklerin, 21. Yüzyıl'da dünyanın gözünün
önünde yaşadıkları acılara ve maruz kaldıkları insanlık
dışı muamelere geçmeden evvel, kısaca Doğu Türkistan'ın
tarihine ve geçmişin ihtişamlı topraklarına zulmün ve
acının nasıl geldiğine bakalım.
DOĞU TÜRKİSTAN'DA ÇİN ZULMÜ
Doğu Türkistanlı Müslüman Türkler, yaklaşık 250 yıldır
Çin egemenliği altında yaşamaktalar. Çinliler, bir İslam
toprağı olan Doğu Türkistan'a ''kazanılmış topraklar''
anlamına gelen ''Sincang'' adını koydular ve burayı
kendi toprakları olarak tanımladılar. 1949 yılında Mao
önderliğindeki komünistlerin Çin'in yönetimini ele geçirmelerinin
ardından, Doğu Türkistan üzerindeki baskılar eskisine
oranla daha da arttı. Komünist rejim politikası, asimile
olmayı reddeden Müslümanların fiziksel olarak imhasına
yöneldi. Katledilen Müslüman sayısı korkunç boyutlara
ulaştı. 1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin;
1952-1957 arasında 3 milyon 509 bin; 1958-1960 yılları
arasında 6 milyon 700 bin; 1961-1965 yılları arasında
13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından öldürüldüler,
ya da rejimin doğurduğu kıtlık sonucunda öldüler. 1965'ten
sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen Doğu Türkistan'lı
sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaştı.
Halkın hayatta kalabilen bölümü ise büyük baskı ve
işkencelere maruz bırakıldı. Doğu Türkistan'ın uzun
süre sürgünde yaşayan merhum lideri İsa Yusuf Alptekin,
Türkiye'de yayınlanan Doğu Türkistan Davası ve Unutulan
Vatan Doğu Türkistan adlı kitaplarında sözkonusu baskı
ve işkenceleri ayrıntılarıyla anlatır. Bu kitaplarda
anlatıldığına göre, Doğu Türkistan'da halka uygulanan
baskılar, Sırplar'ın Bosna'da Müslüman Boşnaklara veya
Kosova'da Arnavut çoğunluğa uyguladıklarından farklı
değildir. Ülkedeki Çin mahkemelerinin ''ceza'' yöntemlerin
de son derece acımasızca ve vahşidir. Diri diri toprağa
gömmek, öldüresiye dövülen bir insanı çıplak halde karlarda
yatırmak, iki bacağı iki ayrı öküze bağlanan bir insanı
ikiye bölmek gibi ''ceza'' lar uygulanmıştır.
ASİMİLASYON VE KÖKLÜ BİR KÜLTÜRÜ YOK ETMEYE YÖNELİK
UYGULAMALAR
Rejim, 1949 yılından itibaren Müslümanları imha ederken,
bir yandan da bölgeye sistemli bir biçimde Çinli göçmen
yerleştirdi. Çin hükümetinin 1953 yılında başlattığı
bu kampanyanın etkisi son derece düşündürücüdür. 1953
yılında bölgede %75 Müslüman, %6 Çinli yaşarken bu oran
1982 yılında %53 Müslüman, %40 Çinli'ye yükseldi. 1990
yılında yapılan nüfüs sayımında ulaşılan %40 Müslüman,
%53 Çinli nüfüs oranı bölgedeki etnik temizliğin boyutlarını
göstermesi açısından son derece önemlidir.
Bugün ise Uygurlar; köylerde oturmaya zorlanırken,
Çinliler şehirlere yerleştirilmektedir. Bu sebeple bazı
şehirlerde Çinli nüfüs yüzdesi %80'lere çıkmaktadır.
Hedef, şehirlerde Çinlileri çoğunluk haline getirmektir.
Çin Hükümeti'nin Doğu Türkistanlıları Çinlilerle evlendirmek
için uyguladığı yöntemler ise asimilasyon çalışmalarının
bir parçasıdır.
Bu arada Çin yönetimi, Doğu Türkistanlı Müslümanları
nükleer denemelerinde kobay olarak kullanmıştır. Bölgede
ilk olarak 16 Ekim 1964 tarihinde başlatılan nükleer
denemelerin olumsuz etkileri yüzünden bölge insanı ölümcül
hastalıklara yakalanmış, 20 bin özürlü çocuk dünyaya
gelmiştir. Nükleer denemeler nedeniyle ölen Müslüman
sayısının 210 bini bulduğu bilinmektedir. Binlerce insan
ise sakat kalmış, binlercesi ise sarılık vebası, kanser
gibi hastalıklara yakalanmıştır.
Çin 1964'den günümüze kadar Doğu Türkistan topraklarında
elliye yakın atom ve hidrojen bombası patlatmıştır.
İsveçli uzmanlar, 1984 yılında yapılan yeraltı nükleer
denemesinde 150 ton gücündeki bombanın Richter ölçeğiyle
8.8 şiddetinde yer sarsıntısına sebebiyet verdiğini
tesbit etmişlerdir.
|