SSCB'nin Çöküşü 10. Yılında Komünizmin Geleceği
Edirne'nin Gerisinde Bıraktıklartımız...
Komünizm Çin'de Güçleniyor
İsrail'in Mescid-i Aksa Hedefleri 1
İsrail'in Mescid-i Aksa Hedefleri 2
Türkiye için Balkan Stratejisi 1
Türkiye için Balkan Stratejisi 2
Balkan Müslümanların Türkiye Sevgisi
Türkiye'nin Stratejik Ufku
Bağımsızlığın 10. Yılında Orta Asya Müslüman-Türk Cumhuriyetleri
Tarihin Aslına Dönüşü
Miloseviç'in Ardından Sırbistan'ın Balkan Politikası
Unutulan Vatan; Doğu Türkistan


MİLOSEVİÇ'İN ARDINDAN SIRBİSTAN'IN BALKAN POLİTİKASI (AKİT-20 NİSAN 2001)

Dünya, seçimleri kaybettikten sonra, yaptığı yolsuzluklar gerekçesiyle Belgrad'ta tutuklanan ve son olarak cezaevi koşullarından dolayı geçirdiği rahatsızlık sonucu hastaneye kaldırılan Sırp kasabı Miloseviç'in ''acıklı'' sonunu konuşuyor.

Gazetelerde, televizyonlarda, tartışma programlaında Sırbistan'da ''demokrasinin'' kazandığı zaferin, halkın ''demokratik'' devrimini ve de yeni lider Vojislav Kostunitsa'nın ''demokratik'' kişiliğinin altı çiziliyor. Yayınlanan haberler göre artık Miloseviç ve yandaşlarının neden olduğu kan ve zulüm dolu günler sona erdi, bölgede barış ve huzur dolu bir döneme adım atıldı. Artık eski Yugoslavya halkını mutlu günler bekliyor...

Ancak bu haberlerin satır aralarında gizlenmiş detaylar dikkatle incelendiğinde ve 90'lı yıllar boyunca Bosna ve Kosova'da yaşananlar tekrar gözden geçirildiğinde gerçeklerin hiç de yazılanlar gibi olmadığı kolaylıkla anlaşılıyor. Yaşanan iktidar değişikliğinin Sırbistan'ın şiddet yanlısı ve aşırı milliyetçi politikasında bir değişiklik yapmayacağı, Miloseviç'in yerine gelen yeni liderlerin siyasi kimlikleri ve tarihleri dikkatli olarak incelenince orataya çıkıyor.

Yeni Devlet Başkanı Kostunitsa en az Miloseviç kadar, hatta ondan daha koyu bir Sırp milliyetçisidir. Demokrasi yanlısı kimliğiyle ön palana çıkartılan muhalafet lideri Zoran Cicciç ise Sırp Milliyetçiliğinin aktif militanlarındandır ve bölgede yaşanan vahşetin sorumlusu Çetnik ideolojisinin en önde gelen savunucularından biridir. Yani ihtilali yapıp iktidarı devralanlar, basında bize tanıtıldığı gibi demokratik, insan haklarına saygılı, barıştan yana kişiler değiller. Sadece sahnedeki yüzler değişmiş fakat oynanan senaryo aynı kalmıştır.

Yıllarca Sırp zulmü yaşamış olan Bosna-Hersek yönetimin yaptığı açıklamalar da bu düşünceleri doğruluyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Zivalc yaptığı açıklamada ''Yeni Lider Vojislav Kostunitsa'nın da şiddetli bir milliyetçi ve en az Miloseviç kadar komünist olduğunu'' ifade ediyor. Zivalc, Batılı ülkelerin yöneticileri tarafından alkışlanan bu devrimi sadece bir koltuk değişikliği olarak niteliyor. Sırbistan'da demokratik bir yönetime geçileceği yönünde bir inanca kesinlikle sahip olamadıklarını söylüyor. Boşnaklar yeni lideri en az Miloseviç kadar tehlikeli görüyorlar ve yeni gelişmeleri endişeli bir gözle değerlendiriyorlar.

Aslında yeni lider Kostunitsa'nın geçmişi hakkında bilinenler onun gerçek yüzünü gözler önüne sermeye yetiyor. 1990'lı yılların başında ''Sırpları, Hırvatlara ve Bosna-Hersek yönetimine karşı milliyetçi duygularını göstermeye'' çağırmış olan yeni lider, Sırp milliyetçilerinin politikalarını destekliyor. Üstelik Miloseviç'in aksine tam bir Sırp olması nedeniyle Sırp milliyetçilerinden çok büyük bir destek görüyor. (Miloseviç baba tarafından Karadağlı idi) Kostunitsa onbinlerce masum insanın katili olarak tanınan ve savaş suçlusu ilan edildikten sonra ortadan kaybolan ''Bosna Kasabı'' Radovan Karadziç'i desteklediğini de bir çok defa dile getirmişti. Böylece barış getiren Dayton Anlaşması'na da karşı. Bu anlaşmanın şartlarına karşı çıkmasının nedeni ise daha ağır şartlar talep etmesi ve bazı bölgelerde daha fazla yetki ve toprak istemesi. Bu bilgiler Sırbistan'ın politikalrında köklü bir değişimin olmayacağını kanıtlıyor.

Miloseviç'in rahat ve direnişsiz bir şekilde iktidardan çekilmesi insanların akıllarında Kostunitsa hakkında bazı soru işaretleri oluşmasına neden oldu. Kostunitsa'nın savaş suçlusu ilan edilen Miloseviç'i Lahey Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'ne vermeyeceğini söylemesi, Miloseviç'e can güvenliği ve dokunulmazlık garantisi vermeye çalışması bir ''danışıklı dövüş'' olduğu yönündeki şüpheleri daha da körükledi. İki liderin arasında gizli bir anlaşma varmışçasına, her türlü tepkiyi göze alarak yapılan bu açıklamalar, Miloseviç'in hak ettiği cezayı görmeyeceği yönünde ilk işaretlerini verdi.

Dün Miloseviç'e bir şans tanınmasını isteyenler, bugün yeni ihtilali sevinç içinde karşıyorlar. Yaşanan vahşete tepkisiz kalanlar bugün geçmişte Miloseviç'e hiç destek olmamış gibi davranıyorlar. Dün Müslüman halkın kendisini savunmasına izin vermeyenler, bugün Miloseviç'i savaş suçlusu ilan etmenin yeterli olacağını düşünüyorlar. Dün masum çocukların vahşice katledilmesini izlemekle yetinenler, bugün yeni lideri alkışla karşılıyorlar.

İşte bu iki yüzlülük Yugoslavya'da hiçbir değişiklik olmadığı yönündeki kanaatleri güçlendiriyor. Belki sahnenin önündeki kişiler değişecek, ama Sırp politikası aynı şekilde devam edecektir. Şu an oluşturulmaya çalışılan sempati rüzgarı da insanları aldatma amacıyla yapılan kandırmacadan başka birşey değildir. Miloseviç'in düşüşü, kendisini 80'li yılların başından bu yana destekleyen Batılı güç merkezlerinin stratejik planlarında ciddi bir problem oluşturmayacaktır. Zaten bu düşüşü planlayanlar da bizzat kendileridir. kukla liderlerin düşmesi, yerlerine yenileri bulunduğu sürece, hiç bir zaman büyük bir problem olmamıştır.

Dileğimiz, sadece Müslüman oldukları için bu vahşi soykırımla karşı karşıya kalan Bosna halkının aynı saldırganlıkla bir kez daha yüz yüze gelirlerse, tüm dünyadan özellikle İslam dünyasından, daha büyük, bilinçli ve somut bir destek bulmalarıdır.