|
MİLOSEVİÇ'İN ARDINDAN SIRBİSTAN'IN
BALKAN POLİTİKASI (AKİT-20 NİSAN 2001)
Dünya, seçimleri kaybettikten sonra, yaptığı yolsuzluklar
gerekçesiyle Belgrad'ta tutuklanan ve son olarak cezaevi
koşullarından dolayı geçirdiği rahatsızlık sonucu hastaneye
kaldırılan Sırp kasabı Miloseviç'in ''acıklı'' sonunu
konuşuyor.
Gazetelerde, televizyonlarda, tartışma programlaında
Sırbistan'da ''demokrasinin'' kazandığı zaferin, halkın
''demokratik'' devrimini ve de yeni lider Vojislav Kostunitsa'nın
''demokratik'' kişiliğinin altı çiziliyor. Yayınlanan
haberler göre artık Miloseviç ve yandaşlarının neden
olduğu kan ve zulüm dolu günler sona erdi, bölgede barış
ve huzur dolu bir döneme adım atıldı. Artık eski Yugoslavya
halkını mutlu günler bekliyor...
Ancak bu haberlerin satır aralarında gizlenmiş detaylar
dikkatle incelendiğinde ve 90'lı yıllar boyunca Bosna
ve Kosova'da yaşananlar tekrar gözden geçirildiğinde
gerçeklerin hiç de yazılanlar gibi olmadığı kolaylıkla
anlaşılıyor. Yaşanan iktidar değişikliğinin Sırbistan'ın
şiddet yanlısı ve aşırı milliyetçi politikasında bir
değişiklik yapmayacağı, Miloseviç'in yerine gelen yeni
liderlerin siyasi kimlikleri ve tarihleri dikkatli olarak
incelenince orataya çıkıyor.
Yeni Devlet Başkanı Kostunitsa en az Miloseviç kadar,
hatta ondan daha koyu bir Sırp milliyetçisidir. Demokrasi
yanlısı kimliğiyle ön palana çıkartılan muhalafet lideri
Zoran Cicciç ise Sırp Milliyetçiliğinin aktif militanlarındandır
ve bölgede yaşanan vahşetin sorumlusu Çetnik ideolojisinin
en önde gelen savunucularından biridir. Yani ihtilali
yapıp iktidarı devralanlar, basında bize tanıtıldığı
gibi demokratik, insan haklarına saygılı, barıştan yana
kişiler değiller. Sadece sahnedeki yüzler değişmiş fakat
oynanan senaryo aynı kalmıştır.
Yıllarca Sırp zulmü yaşamış olan Bosna-Hersek yönetimin
yaptığı açıklamalar da bu düşünceleri doğruluyor. Dışişleri
Bakan Yardımcısı Hüseyin Zivalc yaptığı açıklamada ''Yeni
Lider Vojislav Kostunitsa'nın da şiddetli bir milliyetçi
ve en az Miloseviç kadar komünist olduğunu'' ifade ediyor.
Zivalc, Batılı ülkelerin yöneticileri tarafından alkışlanan
bu devrimi sadece bir koltuk değişikliği olarak niteliyor.
Sırbistan'da demokratik bir yönetime geçileceği yönünde
bir inanca kesinlikle sahip olamadıklarını söylüyor.
Boşnaklar yeni lideri en az Miloseviç kadar tehlikeli
görüyorlar ve yeni gelişmeleri endişeli bir gözle değerlendiriyorlar.
Aslında yeni lider Kostunitsa'nın geçmişi hakkında
bilinenler onun gerçek yüzünü gözler önüne sermeye yetiyor.
1990'lı yılların başında ''Sırpları, Hırvatlara ve Bosna-Hersek
yönetimine karşı milliyetçi duygularını göstermeye''
çağırmış olan yeni lider, Sırp milliyetçilerinin politikalarını
destekliyor. Üstelik Miloseviç'in aksine tam bir Sırp
olması nedeniyle Sırp milliyetçilerinden çok büyük bir
destek görüyor. (Miloseviç baba tarafından Karadağlı
idi) Kostunitsa onbinlerce masum insanın katili olarak
tanınan ve savaş suçlusu ilan edildikten sonra ortadan
kaybolan ''Bosna Kasabı'' Radovan Karadziç'i desteklediğini
de bir çok defa dile getirmişti. Böylece barış getiren
Dayton Anlaşması'na da karşı. Bu anlaşmanın şartlarına
karşı çıkmasının nedeni ise daha ağır şartlar talep
etmesi ve bazı bölgelerde daha fazla yetki ve toprak
istemesi. Bu bilgiler Sırbistan'ın politikalrında köklü
bir değişimin olmayacağını kanıtlıyor.
Miloseviç'in rahat ve direnişsiz bir şekilde iktidardan
çekilmesi insanların akıllarında Kostunitsa hakkında
bazı soru işaretleri oluşmasına neden oldu. Kostunitsa'nın
savaş suçlusu ilan edilen Miloseviç'i Lahey Uluslararası
Savaş Suçları Mahkemesi'ne vermeyeceğini söylemesi,
Miloseviç'e can güvenliği ve dokunulmazlık garantisi
vermeye çalışması bir ''danışıklı dövüş'' olduğu yönündeki
şüpheleri daha da körükledi. İki liderin arasında gizli
bir anlaşma varmışçasına, her türlü tepkiyi göze alarak
yapılan bu açıklamalar, Miloseviç'in hak ettiği cezayı
görmeyeceği yönünde ilk işaretlerini verdi.
Dün Miloseviç'e bir şans tanınmasını isteyenler, bugün
yeni ihtilali sevinç içinde karşıyorlar. Yaşanan vahşete
tepkisiz kalanlar bugün geçmişte Miloseviç'e hiç destek
olmamış gibi davranıyorlar. Dün Müslüman halkın kendisini
savunmasına izin vermeyenler, bugün Miloseviç'i savaş
suçlusu ilan etmenin yeterli olacağını düşünüyorlar.
Dün masum çocukların vahşice katledilmesini izlemekle
yetinenler, bugün yeni lideri alkışla karşılıyorlar.
İşte bu iki yüzlülük Yugoslavya'da hiçbir değişiklik
olmadığı yönündeki kanaatleri güçlendiriyor. Belki sahnenin
önündeki kişiler değişecek, ama Sırp politikası aynı
şekilde devam edecektir. Şu an oluşturulmaya çalışılan
sempati rüzgarı da insanları aldatma amacıyla yapılan
kandırmacadan başka birşey değildir. Miloseviç'in düşüşü,
kendisini 80'li yılların başından bu yana destekleyen
Batılı güç merkezlerinin stratejik planlarında ciddi
bir problem oluşturmayacaktır. Zaten bu düşüşü planlayanlar
da bizzat kendileridir. kukla liderlerin düşmesi, yerlerine
yenileri bulunduğu sürece, hiç bir zaman büyük bir problem
olmamıştır.
Dileğimiz, sadece Müslüman oldukları için bu vahşi
soykırımla karşı karşıya kalan Bosna halkının aynı saldırganlıkla
bir kez daha yüz yüze gelirlerse, tüm dünyadan özellikle
İslam dünyasından, daha büyük, bilinçli ve somut bir
destek bulmalarıdır.
|