|
BALKAN MÜSLÜMANLARIN TÜRKİYE SEVGİSİ
(AKİT-16 TEMMUZ 2001)
Balkan Müslümanlarının '' Türko-İslami'' gibi bir
sıfatla tanımlanmasının nedeni, bu sıfatın, gerek söz
konusu Balkan Müslümanları, gerekse onları ''düşman''
olarak gören Balkan milliyetçileri tarafından benimsenmesidir.
Bugün başta Sırplar olmak üzere diğer tüm Balkan milliyetçileri, Boşnakları, Arnavutları ı, yani etnik olarak Türk olmayan ve Türkçe konuşmayan Balkan Müslümanlarını ''Türk'' olarak görmekte sakınca görmüyorlar. Bunun nedeni ise, etnik kökenleri ne olursa olsun, Balkanlar'daki tüm Müslümanların aralarında yaşadıkları Hıristiyan uluslardan ayrı bir ''millet'' olarak algılanmaları. Bu ''millet'' in ismi ise, her ne kadar etnik bir Türklüğü ifade etmese de, 'Türk Milleti'' ...
Florida Üniversitesi Balkan tarihçisi Maria Todorova,
bu durumu şöyle açıklıyor:
''Balkan milliyetçiliği Ortodoks Hıristiyanların birliğini
parçalarken, öte yandan tek vücut ve değişmez bir Müslüman
cemaati imajı üretmiştir ve bunu da ''millet'' kavramı
bazında görmektedir. Bir başka deyişle, Balkanlardaki
Hıristiyan halklar kendi aralarında milliyetçilik kıstasına
göre ayrımlar geliştirirken, öte yandan Müslümanlara,
sanki bu insanlar tek bir milletmiş gibi davranmışlar
ve bu yönde bir söylem geliştirmişlerdir. Bu Hıristiyan
uygulanmasının en açık örneği, Balkanlar'daki tüm Müslümanlara
etnik kökenlerine göre bir ayırım yapmadan ''Türk''
denmesidir. Bu, bölgede hala çok yaygın olan bir kullanımdır.
Öte yandan, Balkan Müslümanlarının geneli de milliyetçi
söyleme adapte olmadıkları için ve Balkanlar'daki ulus-devlet
oluşumları tarafından dışlandıkları için, kendilerini
ayrı bir ''millet'' sayan bir toplumsal bilinci bugüne
kadar korumuşlardır.'' (Maria Todorova. ''The Ottoman
Legacy in the Balkans.'' The Balkans: A Mirror of the
New International Order. s. 70)
Todorova'nın da belirttiği gibi, Balkan Müslümanları için, dini kimlikleri her zaman için etnik kimliklerden çok önce gelir. ıııBosna'daki durum daha da belirgindir; Sırplarla ya da Hırvatlarla tamamen aynı etnik kökene sahip olan ve aynı dili konuşan Boşnaklar, bu iki halka hiç bir zaman bütünleşmemiş, kendilerini hep Osmanlı ekseninde görmüşlerdir.
Balkan uzmanı Eran Frankel, bu kimlik yapısının Makedonya
için de geçerli olduğunu vurgular. Frankel'e göre, ''Makedonyalı
Müslümanlar hiç bir zaman Makedonyalılık adına İslam'ı
geri plana atmış ya da reddetmiş değillerdir. Aksine,
çoğu kez kendi Slavlıklarını reddetmişler ve Slav olmayan
bir İslam kimliğini benimsemişlerdir. Yine Frankel'e
göre Makedonya'daki Müslüman Arnavutlar ya da Çingeneler,
kendilerine Slav kimliğini benimsemektense, ''Türk''
olarak tanımlamayı tercih ederler.'' (Eran Frankel.
''Turning a Donkey into a Horse: Conflict and Paradox
in the Identitiy of Macedonian Muslims.'', 23rd National
Covention of the AAASS, Miami, 1991)
İşte bu nedenle de, Türkiye'nin Balkan yarımadasındaki
uzantısı olan milletler, yalnızca birkaç milyonluk Balkan
Türkü değil, nüfüsları 10 milyonu bulan Balkan Müslümanlarıdır.
Çoğu etnik olarak Türk olmayan ve Türkçe konuşmayan
bu insanlar, kendilerini aynı dili konuştukları Sırplar'dan
ya da Bulgarlar'dan çok Türklere yakın hissetmektedirler.
Çünkü bu insanlar her şeyden önce ''Osmanlı'' dırlar
ve Türkiye de Osmanlı'nın yegane mirasçısıdır. Yukarıdaki
satırları yazan Maria Todorova, bu konuda şöyle der:
''Türkiye'nin Balkanlar'daki etkisi olduça komplekstir.
Bu etki, öncellikle Balkanlardaki Türkçe konuşan nüfüsa
yöneliktir. Bu nüfüsun büyük bölümü Bulgaristan'da yaşar,
kalan kısmı ise çok daha az sayılarda Yunanistan, Romanya
ve eski Yugoslavya'dadır. Ancak Türkiye'nin etki alanı
bununla sınırlı değildir. Aynı zamanda Slav dilinde
konuşan Müslümanlar da Türkiye'nin etki alanı içindedirler.''
(Maria Todorova. ''The Ottoman Legacy in the Balkans''.
The Balkans: A Mirror of the New International Order.
(ed. G. G. Özdoğan, K. Saşbaşlı) Eren, İstanbul, 1995.
s. 71)
Todorova, Türk olmayan Balkan Müslümanlarının kendilerini
Türklük'le özdeşleştirme eğilimlerine örnek olarak ilginç
bir noktanın daha altını çizer: 20. yüzyıl boyunca Balkanlar'dan
Türkiye'ye göç eden Slav Müslümanlar (Arnavutlar dahil),
Türk kimliğini benimseyerek Türk toplumu içinde asimile
olmuşlardır. Bu durum Todorova'ya göre, ''Osmanlı'nın
mirasının Türk etkisine dönişmesinin açık bir örneğidir.''
Kuşkusuz bu fenomen Türkiye açısından son derece önemli
bir stratejik avantajdır. Tüm Balkanlar'da aslında etnik
olarak ''Türk'' olmamalarına karşın, kendilerini ''Türk''
olarak gören ya da görmeye eğilimli büyük bir Müslüman
nüfüs vardır. Bu ''fahri soydaşlarımız''ı bize bu denli
bağlayan unsur ise Osmanlı mirasıdır.
İşte Türkiye'nin Osmanlı kimliğine sahip çıkması gerektiğini
çünkü bunun Türkiye için büyük bir stratejik avantaj
oluşturduğunu söylemekle tam olarak bunu kastediyoruz.''Osmanlı''
kavramı, Türkiye'nin etkisini sınırlarının çok ötesinde
taşıyan büyük bir vizyonun adıdır. Bu, Balkanlar'da
olduğu gibi Ortadoğu ve Kafkaslar'da da böyledir. Kısa
zaman içinde bu vizyonun sınırları aşan ve geniş halk
kitlelerine hitap eden gücü etkisini hissettirmeye başlayacak
ve bu vizyonun sahibi Müslüman Türk Milleti tarihin
her döneminde olduğu gibi 21. yüzyılda da Allah'ın izniyle
öncülük vazifesini layıkıyla üstlenecektir.
|