SSCB'nin Çöküşü 10. Yılında Komünizmin Geleceği
Edirne'nin Gerisinde Bıraktıklartımız...
Komünizm Çin'de Güçleniyor
İsrail'in Mescid-i Aksa Hedefleri 1
İsrail'in Mescid-i Aksa Hedefleri 2
Türkiye için Balkan Stratejisi 1
Türkiye için Balkan Stratejisi 2
Balkan Müslümanların Türkiye Sevgisi
Türkiye'nin Stratejik Ufku
Bağımsızlığın 10. Yılında Orta Asya Müslüman-Türk Cumhuriyetleri
Tarihin Aslına Dönüşü
Miloseviç'in Ardından Sırbistan'ın Balkan Politikası
Unutulan Vatan; Doğu Türkistan


TÜRKİYE İÇİN BALKAN STRATEJİSİ-1
(AKİT-03 HAZİRAN 2001)

Coğrafya, kültürlerin ve kültürler arasındaki ilişkilerin gelişmesinde her zaman etkili bir faktör olmuştur. Balkanlar'da da olduğu gibi... ''Balkan'' kelimesi ''ormanlarla kaplı sıradağ'' anlamına gelir; gerçekten de bu dev yarımadanın büyük bölümü dağlık ve kayalıktır, derin vadilerle parçalanmıştır ve sık bitki örtüleriyle kaplıdır. Bu nedenle bölgede ulaşım ve iletişim her zaman zor olmuştur. Ulaşım ve iletişimin zayıflığı ise, Balkanlar'da da, başka yerlerde de şu sonucu vermiştir: Birbirlerine bitişik yaşamalarına rağmen, kültürel yönden izole ve birbirlerinden uzak, hatta birbirlerine düşman halklar...

Öte yandan, aynı coğrafya gerilla savaşı için de eşi bulunmaz derecede uygun bir zemin oluşturur. Bu nedenle gerilla örgütleri Balkanlar'ın siyasi ve askeri tarihinin en önemli unsurlarından biridir. Makedon komitacılar, Bulgar haydutlar, Sırp çetnikler ve her milletten ve azınlıktan çeteler, yüzyıllardır Balkan dağlarında silaha sarılırlar. Bu ''imkan'', bölge halklarının birbirlerine ya da birbirlerinin müttefiklerine karşı olan düşmanlıklarını şiddete dönüştürmelerine ve böyle düşmanlıklarını daha da beslemelerine neden olmuştur.

Balkanlar'ın bir diğer özelliği, yüzyıllar boyu büyük göçlere,işgallere ve savaşlara sahne olmasıdır. Özellikle Osmanlı'nın bölgedeki egemenliğinin kademeli olarak sona erdiği 19. yüzyıldan bu yana, bölge defalarca işgale yaşamıştır. Bölgeyi işgal eden dış güçlerin hemen hepsi de, bölgedeki bazı halkları kendi müttefikleri -ya da belki maşaları- olarak gördüler, bazılarını da düşman kabul ettiler. Nazi Almanyası'nın 1941 yılında tüm bölgeyi işgal ederek kendine yakın gördüğü unsurlara kukla devletler kurdurması, bunun en önemli örneğiydi. İşgalcilerin bu politikası, Balkan halkları arasında zaten var olan geleneksel kin ve düşmanlıkları daha da körükledi ve kalıcı hale getirdi.

İşte bu etnik mozaik nedeniyle Balkanlar hep istikrarsızlığa açık bir bölge oldu. Bu nedenle defalarca harita değişiklikleri yaşadı. Yeni devletlerin kuruluşuna, bazılarının silinmesine, sonra da yeniden kurulmasına sahne oldu.

Balkanlar'daki etnik mozaiğin en kötü yanı ise, söz konusu etnik gruplar arasındaki düşmanlığın da ötesinde, bu etnik grupların bir diğeri tarafından kurulan devletlerin içinde azınlık olarak yer almalarıdır. Balkanlar'daki hiçbir devlet, etnik ve dini yöntemlere homojen değildir ve her biri, rakip olduğu etnik grup da -Karadağlılar ve Slovenler hariç- tek bir devletin çatısı altında yaşamamaktadır.

Örneğin Arnavutluk'un siyasi sınırları ile Arnavutların yaşadıkları bölgelerin ''çakışma'' oranı yaklaşık yüzde 50'dir. Arnavutların neredeyse yarıdan fazlası Arnavutluk dışında, Kosova ve Makedonya'da yaşarlar. Diğer yandan Arnavutluk'un içinde de Arnavut olmayanlar vardır; ülkenin güneyinde -Yunanlıların deyimiyle ''Kuzay Epir'' de Yunan azınlık vardır.

Benzer bir biçimde Sırplar ile Sırbistan arasında da büyük bir uyuşmazlık bulunur. 10 milyonu aşan nüfüsları ile Balkanlar'ın en büyük etnik gruplarından biri olan Sırplar, Sırbistan'ın dışında iki ülkede daha yaşarlar: Hırvatistan ve Bosna-Hersek'te. Öte yandan Sırbistan toprakları içinde yaşayan insanların yüzde 15'inden fazlası Sırp değildir; bunlar kendilerini Sırplarla ''can düşmanı'' olarak gören Arnavutlar ve Sancak'taki Slav Müslümanlarıdır.

Balkanlar'daki hangi ülkeyi ele alsak, benzer bir mozaikle karşılaşırız. Bulgaristan'da Türkler, Pomaklar (Müslüman Bulgarlar) ve diğer azınlıklar nüfüsun yüzde 15'ini oluşturur. Makedonya nüfüsunun yüzde 65'i Makedonyalar'dan oluşmaktadır. Bu ülkede yüzde 22 dolayında Arnavut, yüzde 4 Türk ve daha başka azınlıklar yaşamaktadır. Yunanistan'ın Batı Trakya bölgesinde 120 bin kadar Türk, ayrıca kuzey bölgelerinde büyük bir Slav-Makedon azınlık yaşar. Bosna-Hersek'te nüfüsun yüzde 45'i Müslüman, yüzde 30'u Sırp, yüzde 17'si ise Hırvat'tır.

Elbette bir ülke içinde farklı etnik ya da dini grupların yaşaması başlı başına bir sorun değildir ve bu tür mozaikler, teorik olarak, ''çok kültürlü'' bir devlet düzeni ve ''birarada yaşama'' ya dayalı toplumsal bir formül içinde yaşatılabilir. Ancak ne yazık ki, Balkanlar'daki devletlerin ideoloji ve pratikleri bu yönde değildir. Bölgedeki devletlerin önemli bir bölümü -ki başlarında Sırbistan ve Yunanistan gelir- Ortodoks mezhebine dayalı homojen toplum oluşturma amacındadırlar. Bu, kimi zaman Sırbistan örneğinde olduğu gibi ''etnik temizlik'' çabalarına, kimi zamanda Yunanistan örneğinde olduğu gibi asimilasyon politikalarına yol açmaktadır. Bu ülkelerin söz konusu baskıcı politikalarında ısrarcı olduklarını ise, bunca tecrübeden sonra artık öğrenmiş bulunuyoruz.

Türkiye düşen, Balkanlar'daki etnik ve dini mozaiği iyi analiz etmek ve bu mozaik içinde, kendi tarihsel kimliğine ve misyonuna uygun bir stratejiyi nasıl belirleyeceğini tespit etmektir. Bunu yaparken etnik, dini ve kültürel değerlerin dünya siyasetinde her geçen gün daha fazla önem kazandığını, dünyanın giderek daha artan bir biçimde medeniyetler arasındaki ilşkilerle tanımlanacağını da hatırlatmak gerekmektedir. Dahası Balkanlar, etnisite, din ve kültür gibi kavramların en etkili olduğu bölgelerin başında gelmektedir. Bir başka deyişle, Soğuk Savaş sonrası dünyada; Türkiye, Balkanlar'a bakarken geçmişte olduğu gibi bugün de kendi tarihsel ve kültürel kimliğini ön plana çıkarmalı ve bu kimliğe uygun bir strateji belirlemelidir. Bu kimliğin adı ''Osmanlı Kimliği'' dir. Bir sonraki yazımızda buna değineceğiz.