|
İSRAİL'İN MESCİD-İ AKSA HEDEFLERİ-2
(AKİT-01 TEMMUZ 2001)
İsrail sağının gizli ''megalo idea'' sı, Kudüs Tapınağı'nı
yeniden inşa etmek olmuştu. Bu inşaanın gerçekleşebilmesi
için de, Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra'nın yıkılması
gerekiyordu.
Nitekim İsrail sağı, el altından desteklediği ''Machteret
Yehudit'' adlı bir örgütle bu hedefi bir kez denedi.
Örgüt, Doğu Kudüs'ün, Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra'yı
havaya uçurmak için çok detaylı bir plan hazırlamıştı.
Mabetlerin mimari yapısı üzerinde profesyonel bir inceleme
yapılmış,Golan Tepeleri'ndeki bir askeri garnizondan
bol miktarda patlayıcı çalınmıştı. Kubbet-üs Sahra'yı
etrafa zarar vermeden havaya uçurabilmek için, 28 ayrı
patlayıcı Kubbe'nin belirlenmiş yerlerine yerleştirilecekti.
Gerekirse Mescid-i Aksa'yı korumakla görevli silahsız
Müslüman nöbetçileri vurmak için ucuna susturucu takılmış
Uzi'ler ve göz yaşartıcı bombalar edinmişlerdi. Operasyon
yirminin üzerinde Machteret Yehudit militanını katılımıyla
gerçekleşecekti.
Eylem İsrail otoriteleri tarafından durdurulmuştu
belki, ama bu gönülsüz bir engellemeydi. Çünkü, Machteret
Yehudit'in üyeleri, aslında pek çok kişinin yapmak istediği
bir işi, sabırsızlıkları nedeniyle, uygun olmayan bir
zamanda yapmaya kalkışmışlardı. Bu nedenle, Likud hükümeti,
Machteret Yehudit'e ve eylemine gizli bir sempati ile
bakmışlardı.
İsrail mahkemesi, kanunlara göre suç oluşturan bu
eylemi doğal olarak cezalandırdı ama mahkeme kararından
bir gün sonra, Başbakan Yitzhak Şamir, Machteret Yehudit
üyeleri için şöyle diyebiliyordu: ''Hepsi harika insanlar
ama bir hata yaptılar.'' Likud müttefiki radikal Gush
Emunim partisinin önde gelen ismi Haham Moşe Levingerde
eylemin teorik olarak doğru ama zamanlama yönünden yanlış
olduğu yönünde görüş bildirdi.
Amerikalı Yahudi gazeteci Robert Friedman, Machteret
Yehudit olayının derinleme bir incelemesini yapmıştı.
Verdiği ilginç bilgiler vardı: O dönemde İsrail basınındaki
yaygın bir iddiaya göre İsrail'in iç güvenlik servisi
Shin Bet, Machteret Yehudit'in daha önceki eylemlerini
(Arap belediye başkanlarının öldürülmesi, İslam Koleji'nin
taranması gibi) biliyorlardı ve buna rağmen de örgüte
hiçbir müdahalede bulunmamışlardı.
Friedman'ın yorumuna göre, İsrail otoriteleri aslında
örgütün Mescid-i Aksa'yı yıkma planından da haberdar
oldukları halde bir süre onlara engel olmamışlar, ancak
olayın basına sızması ve sonuçlarının da çok tehlikeli
olacağını farketmeleri üzerine Machteret Yehudit'i durdurarak
üyelerini tutuklamışlardı. Yitzhak Şamir'in örgütün
üyeleri için, ''harika insanlar'' deyişi ya da onları
hapse mahkum eden yargıcın kararı açıklarken ''bu insanlara
yurtseverlikleri nedeniyle saygı ile bakılması gerektiği''
şeklindeki garip sözleri, hep bu isteksiz engel oluşun
göstergeleriydi. Üst rütbeli İsrail subayı Avi Yitzhak,
İsrail yönetiminin Machteret Yehudit'e uzun süre engel
olmadığını, çünkü ''üst düzey politik ve askeri yöneticilerin
örgütü, demokratik bir devletin yapamayacağı eylemleri
yapabilmesi için muhafaza ettiğini'' söylemişti. Friedman,
''Machteret Yehudit olayı içinde İsrail hükümetinin
parmağı vardı ama bunun oranı hiçbir zaman bilinmeyecek''
demektedir. (Robert Friedman, Village Voice, 12 Kasım
1985)
1985 yılında, hapisteki Machteret Yehudit üyelerinin
serbest bırakılması için etkili bir kampanya başlatıldı.
Kampanyanın en ateşli destekçileri Knesset üyesi politikacılardı.
Başta Likud olmak üzere her partiden, hatta ''solcu
ve laik'' ve sözde barış yanlısı İşçi Partisi'nden bile
çok sayıda Knesset üyesi bu ''harika insanları'' hapisten
çıkarmak için çalıştılar. Sonuçta birbiri ardına gelen
aflarla hepsi serbest bırakıldı.
Dolayısıyla, Machteret Yehudit'in İslam mabetlerinin
yıkma planının engellenmiş olması, Likud yönetiminin
bu mabetlerin varlığından memnun olduğu anlamına gelmiyordu.
Likud, özellikle de Likud'un Ariel Şaron gibi şahinleri,
eylemin yalnızca yöntem ve zamanlama açısından yanlış
olduğunu düşünüyorlardı, ama temel mantık doğruydu.
Nitekim çok gecikilmeden yeni ve daha az radikal olan
bir yöntem bulundu.
Machteret Yehudit'in oratya çıkmasından bir yıl sonra,
1985'te, İsrail hükümeti Mescid-i Aksa'nın altındaki
kazı çalışmalarına hız verdi. Bu şekilde Mescid'in altı
oyulacak ve küçük bir sarsıntı sonucunda kendiliğinden
yıkılması sağlanacaktı.
Haftalık Aksiyon dergisi, 13-19 Mayıs 1995 tarihli
sayısında ''İsrail Mescid-i Aksa'yı yıkıyor!'' başlığıyla
verdiği bir haberde konuya değinmiş, Mescid'in altında
gizlece yürütülen kazı çalışmalarını belgelemiş ve şöyle
yazmıştı:
''İsrail, Mescid-i Aksa'ya karşı doğrydan bir saldırıda
bulunduğu taktirde... İslam ülkelerinin topyekün cephe
almasından çekiniyor... (bu nedenle) tarihi kazı yapıyor
gibi gösterere kendiliğinden çökecek bir hale gelmesi
için uğraşıyor. Böylece ülke olarak kendisini geri çekecek
ve üzerine bir sorumluluk almadan hedefine ulaşmış olacak.''
Uzun yıllar Kudüs'te çalışan Amerikalı arkeolog Gordon
Franz ise, bu konudaki gözlemlerine dayanarak şöyle
diyor:
''Emin olduğum bir şey varsa o da, Tapınak'ı yeniden
inşa etmeyi hedefleyen Yahudilerin o iki camiyi mutlaka
yıkmak istiyor oluşlarıdır. Bu yıkımın nasıl olacağı
konusunda kesin bir fikrim yok ama olacaktır. Yıkacaklar
ve burada onun yerine bir Tapınak inşa edecekler. Ne
zaman, nasıl yapılacak bilmiyorum ama yapılacak.'' (Grace
Halsell, Prophecy and Politics: Militant Evangelits
on the road to Nuclear War, Connecticut: Lawrence Hill
& company, 1986, s. 105)
Houston İkinci Baptist Kilisesi'nden rahip James E.
DeLoach ise tüm Yahudilerin camileri yıkıp Tapınak'ı
inşa etmek istediklerini, ancak bunu Machteret Yehudit
gibi radikal yöntemlerle değil, Aksiyon'un haberinde
yer aldığı şekliyle yapacaklarını söylüyor:
''Şu bir gerçek ki, tanıdığım bütün Yahudiler o camilerin
yıkıldığını görmek istiyorlar. Ama bana sölediklerine
göre, bu yıkım, Tanrı'dan gelecek bir hareketle, örneğin
bir depremle ya da ona benzer bir şekilde gerçekleşecek.''
(Ibid. , s. 99)
İşte İsrail'deki aşırı sağın hedefi budur. Amaç, Tapınak'ı
ne olursa olsun inşa etmektir; çünkü Mesih'in gelişi
buna bağlıdır. Tapınak'ın inşası için İslam mabedlerinin
yokedilmesi gerekmektedir. Yahudi Devleti, bu işi mabedlerin
''altını oymakla'' uzun vaadeye yaymıştır. Belki de,
''insan eliyle'' yapılacak bu hazırlıktan sonra, Mescid-i
Aksa'yı çökertecek küçük bir deprem beklenmektedir.
İsrail'in radikallerinin Kudüs konusunu sürekli bir
çatışma sebebi haline getirmeleri, bu bölgedeki Müslümanlara
karşı terör eylemleri düzenlemeleri ve provokasyonlar
gerçekleştirmelerinin nedeni de, yine buraya kadar incelediğimiz
Tapınak saplantısıdır. Ariel Şaron'un sahneye çıkarak
Filistinlileri tahrik etmesi ve yeni bir kan gölüne
kasten sebebiyet vermesi de, siyonizmin Tapınak rüyasıyla
ilgilidir. Bu gibi provokasyonlar, İsrail ve Filistinliler
arasındaki muhtemel bir uzlaşmayı imkansız hale getirmek
ve bölgede gerilim ve çatışmayı sürekli ayakta tutmak
için yapılmaktadır. Şaron gibi radikaller, bu daimi
çatışmanın bir gün kendilerine Tapınak'ı inşa edecek
bir fırsat sunacağını ummaktadırlar.
Ancak bu gibi hesaplarla tüm Ortadoğu'yu kana bulama
peşinde olan İsrailli radikallerin hiç bilmedikleri
bir gerçek vardır:
Eğer onların bir hesabı varsa, kuşkusuz Allah'ın da
bir hesabı da vardır.
|