|
EDİRNE'NİN GERİSİNDE BIRAKTIKLARTIMIZ...
(AKİT-18 TEMMUZ 20001)
1912'deki Balkan Savaşı'na dek, İstabul'dan yola çıkıp
Adriyatik Denizi'ne kadar Devlet'i Ali Osmaniye'nin
sınırları içerisinde ilerlemek mümkündü. Tüm Batı Trakya,
Makedonya, Arnavutluk ve hatta bugünkü Yugoslavya'nın
sınırları dahilinde kalan Kosova ve Sancak bile Osmanlı
egemenliği altında idi. Selanik, Osmanlı İmparatorluğunun
ikinci büyük kentiydi. Dahası, söz konusu Rumeli toprakları
üzerinde yaşayan ahalinin de çoğunluğunu Türkler ve
Müslümanlar oluşturuyordu. Batı Trakya ve Makedonya'da
zamanında Anadolu'dan göçmüş olan Türkler, Müslüman
Pomaklar, hatta Müslüman Slavlardan oluşan bir ''Müslüman
Türk'' halk, çoğunluğu oluşturuyordu. Arnavutluk, Kosova
ve Makedonya'da yaşayan Arnavutlar da İslam dinini kabul
etmeleri nedeniyle Devlet-i Ali'nin ''has'' tebasından
sayılıyordu.
Osmanlı mirasının Balkanlar'da nasıl hala ayakta olduğunu
görmek için, İstanbul'dan çıkıp Bosna-Hersek'in kuzeybatı
ucundaki Bihaç'a bir yolculuk yapmak yeter. Yunanistan'a
girdiğinizde, Türk azınlığın yaşadığı Batı Trakya toprakları
üzerinde ilerlersiniz. Burada yaklaşık 120 bin Türk
soydaşımız vardır ve Yunanistan'ın onyıllardır uyguladığı
asimilasyon politikalarına rağmen ısrarla milli ve dini
kimliklerini korumaktadırlar.
Batı Trakya'nın hemen yukarısında, güneydoğu Bulgaristan'da ise daha kalabalık ve geniş bir Türk azınlık yaşamaktadır. Bulgaristan nüfüsunun %9'unu oluşturan Türkler, ülkenin kuzey ve güneyinde yer alan iki geniş bölgede yaşarlar. Güney Bulgaristan'da batıya doğru ilerledikçe bu kez de Pomak Türklerinin ıyoğun olarak yaşadığı bölgelere ulaşırsınız. ııııııııPomaklar az sayıdaki Çingene ile birlikte, Bulgaristan'ın %13'lük Müslüman nüfüsunu oluştururlar.
Batıya doğru daha da ilerleyince Makedonya'ya varırsınız.
Yunanistan'la Sırbistan'ın arasında sıkışmış olan ve
her ikisini de kendisi için bir tehdit olarak gören
bu küçük Balkan devleti, stratejik olarak Türkiye'yle
aynı saftadır. Dahası, Makedonya'da, çok sayıda Arnavut
ve sayıları yüksek olmasa da ağırlıkları bulunan bir
Türk azınlık yaşamaktadır. Bu iki Müslüman unsur, ülke
nüfüsunun yaklaşık %30'unu oluşturur.
Daha da batıya gittiğinizde ise, Türkiye'ye göçmüş
olan milyonlarca soydaşı, Müslümanlığı ve anti-Sırp,
anti-Yunan stratejik konumu nedeniyle yine Türkiye'ye
yakından bağlı olan Arnavutluk'a ulaşırsınız. Vardığınız
sahil, Adriyatik sahilidir.
Hepsi bu kadar değil. Arnavutluk'tan kuzeye çıktığınızda,
bu kez Sırbistan içindeki Arnavutluk'a, yani Kosova'ya
ulaşırsınız. Kosova nüfüsunun %90'ını oluşturmalarına
karşın Sırbistan yönetimi tarafından sistemli bir biçimde
ezilen bu Arnavutlar, Müslüman kimliğine ve dolayısıyla
Türk eksenine psikolojik olarak son derece yakındırlar.
Kosova'dan kuzeybatıya doğru ilerlediğinizde ise,
Sırbistan ile Karadağ arasındaki sınır boyunca uzanan
Sancak bölgesine gelirsiniz. 1912'ye kadar Osmanlı toprağı
olarak kalmış olan bu bölgedeki Slav Müslümanları, son
derece güçlü bir İslami kimliğe sahiptirler.
Sancak'ın bittiği yerde Bosna başlar. Bugün doğu Bosna,
Bosna-Hersek Federasyonu'nun Sırp tarafını oluşturan
Rebuplika Srpska'ya aittir. Ama işgal edilmiş olan bu
bölge biraz yarılsa, İzzetbegoviç'in Dayton Anlaşması'nda
bırakmamak için çok direndiği ''Gorazde koridoru'' nu
kullanarak Saraybosna'ya ve oradan da Devlet-i Ali Osmaniye'nin
sınırlarının vardığı en uç noktaya, Bihaç'a varmak mümkündür.
Edirne'den Bihaç'a uzanan bu kuşak, dikkat edilirse,
jeostratejik yönden oldukça anlamlı bir hat üzerinde
uzanmaktadır. Bu ise tesadüfi bir durum değil, aksine
hesaplanmış ve bilinçli olarak oluşturulmuş bir stratejidir:
Osmanlı yönetimi, Balkanlar'ı fethettikten sonra bölgede
demografik bir düzenleme yapmış ve asırlar süren bir
süreç içinde bölgedeki önemli stratejik noktalara Müslüman
toplulukları yerleştirmiştir. Bu Müslüman toplulukların
bir kısmı Anadolu'dan göç ettirilerek Balkanlar'a yerleştirilen
göçebe Türkmen boyları, bir kısmı ise Müslümanlığı sonradan
kabul eden otokton (Müslümanlığı sonradan kabul eden,
aslen Türk olmayan, ama Müslüman olduğu için bölgede
Türk kabul edilen halklar) bölge halklarıdır (Arnavutlar,
Boşnaklar gibi).
Kısacası Devlet-i Ali Osmaniye artık yoktur, ama Balkanlar'ı
bir uçtan diğer bir uca kateden bir Türk-İslam kültürü
ve medeniyeti onun mirası olarak hala ayaktadır. Sayıları
10 milyonu bulan Balkan Müslümanları, Edirne'den Bihaç'a
kadar uzanan bir hat üzerinde yaşamaktadırlar. Dahası,
bu hat üzerinde bazıları 1878'den bazıları ise 1912'den
bu yana direnmektedirler.
Tek umutları ise, bir gün eski huzurun, barışın ve
düzenin yeniden kurulması, güçlü bir birliğin oluşması...
|